Aşk istiyorum, bir bardak da çay lütfen!

Kosmos (via grievren)

Son 6 gün. Işık hızında geçen bir yılın son 6 günü. 

Neler neler sığdı şu yıla, hatta geride kalan 3 yıla. Ve ne çabuk geçti hepsi. Şimdi son 2 sınava aşırı bir yorgunlukla hazırlanıyorum. Sonra zaten içimden bir ses burası yine yazılarla dolacak diyor.

Söz gibi bir şey.

Ben neden buralara bayadır yaz(a)mıyorum?

Ne yazıcam mesela?

  • Çok ders çalıştığımı mı? 
  • Çok bunaldığımı mı? 
  • Sohbetsizlikten anneme derslerde öğrendiklerimi anlattığımı mı anlatayım?
  • Buraya mı anlatayım derslerimi?
  • Sürekli yemek yediğimi mi anlatayım?
  • Sporsuzluktan oturup Gilmore Girls izlediğimi mi anlatayım? Lisede bile izlemedim ya ben onu. Yuh bana.
  • 9 gün sonra yepyeni bir hayat hayalim olduğunu mu anlatayım? Yeni de bir şey olmayacak, sadece yeni şehir, yeni insanlar yepyeni bir ülke heyecanı bir şey benim ki. Yoksa yine her şey aynı. Makale okuyup, inkübasyon beklediğimiz deney sonrası bulaşık yıkadığımız o “geleceğin mesleği”nden kesitler… ( yeni şehir, yeni insanlar neyine yetmiyor köftehor derseniz sözüm şu ki: ben çok yabanıllaştım. Cana yakın olmak artık biraz zor geliyor bana, sosyal zorluk)

Lafın kısası şu aralar insanlar üzerinde yaptığım çıkarımlar, gözlemler falan da çok primitif. O çıkarımların üzerinde biraz daha kurcalama yapmam lazım, da zamanım yok. Tatile artık. Belki güzel yazılar gelir. Kim bilir.

Bir işi de kararında yaparsam o gün dünyanın sonudur bence.

  • Seversin. Öeh be ablacım kim dedi sana beynini çöpe at diye.
  • Üzersin. Söyle söyle ağzına geleni söyle. O soldaki kalbi de kır. Oooh.
  • Zayıflamaya kalkarsın. Elektrolit dengesi daha böylesi bozulamazdı. Bravolardan bir çelenk.
  • Spor yaparsın. Dizlerini perte çıkatırsın.
  • Ders çalışırsın. Kendini wikipedia’da aşırı bir ayrıntıyı okurken bulursun.

Biri bence artık beni durdursun. Orta yolu gösterse de olur.

Nedendir bilinmez ben güzel mevsimlerde ders çalışamam. (Taken with instagram)

Sen başkasının yerinde olmak istiyorsun, bir başkası da senin yerinde… Önce kabullenmek lazım.

İnsanoğlu beğenmiyor, beğendiremiyor.

Bu hayvanın evrilme amacı kendini sevdirmekmiş.

Severken öldürürsün o derece.

Zaman bile geriye dönmüyor. İnsanlar neden dönsün?

Bir dost

Gitmek de zor

Hani sıkıntılarımızdan kurtulmak, hava değişikliği almak için bir yerlere gitmek isteriz. Uzaklaşmak, geride bırakmak…

YOK! Sıkıntı asıl orada büyüyor.

-Yurtiçinde bir yerlere gideceksen nispeten kolay tabii ama onun bile kendi içinde zorlukları var. Yok efendim;

  • otobüs bileti, 
  • tren bileti, 
  • araba kirası, 
  • kalacak yeri. 
  • Acaba kalacağın yer temiz mi?
  • Çarşaf götürsen mi? 
  • Yağmur yağar mı?

-Yurtdışına, elitist miyiz neyiz, niye kaçıyoruz? (Sözüm ona zorundalık gidişine az sonra değineceğim)

  • Bu ülke insanından uzaklamak için olabilir, 
  • Azcık yabancı dil konuşmak istiyor olabiliriz,
  • Mimarisi falan daha güzel ona merakımızdan
  • Facebook’a albüm yapmak için gidenler var bu dünyada

Falan… Yukarıdaki sebeblerden biri ya da kendimce bir sebebce gitmeye karar verdik. Tamam şimdi gelsin;

  • Vize alcak mıyım?
  • Pasaportumun tarihi doldu mu? Dolduysa yandın koçum, emniyet, defter harcı falan
  • Kalıcak yeri nerden bulmalı.
  • Uçak biletleri nasıl? 
  • hangi şirketle uçsak
  • kaç kilo bagaj hakkı var?
  • bagaj hakkını geçer miyim ki?
  • ne alıcam ya ben yanıma
  • o ayakkabıyı alsam mı? çok tatlı ama ya
  • yok o elbise çok ağır o olmaz

Durduk yere kanser olma sebebi. Kal sorunlarınla boğuş daha kolay. Ha! eğer ki benim gibi sözüm ona zorunluluktan gidiyorsanız durum daha boka sarıyor (Sözüm ona zorunluluk ne diyenler için; ben staja gidiyorum, kimisi master’a, kimisi doktora’ya kimisi erasmus’a/exchange’e. Seçim bizim ama biz “daha iyi bir gelecek” olsun diye onu zorunlu kılıyoruz).

Evet zorunluluk için gidenler aşşağıdaki maddelerle boğuşuyorlar.

  • Okula başvur
  • Cevap bekle
  • beklemeye devam et
  • Adamla görüş para koparmaya falan çalış
  • Para olmadı bari kalcak yer versinler emperyalist pislikler
  • Tamam o da olmadı bari vize işlemlerine yardım etsinler
  • Arada bir yerlerde kalcak yer bul
  • Orayla yazış
  • Parada anlaş, kontrat imzala
  • Staj Belgelerini imzala
  • Belgeleri Scan’le ve geri gönder
  • Sağlıklı olduğunu ve ” aşıları tam” olduğunu göster
  • Sağlık ocağında, verem savaş derneğinde bürokrasiye takıl üç beş kez git-gel
  • Okuldan belgelerini al
  • Onları Scanlet gönder
  • Sağlık sigortanı yaptır
  • Vize belgelerini doldur
  • Vize randevusu al
  • Git adamlara terörist olmadığını kanıtla
  • uçak bileti bakın.(iç ses: ABoooo o fiyatlar ne?)
  • Bagaj limiti zamazingoları burası için yine geçerli
  • NE götürcen lan teeeee dünyanın ucuna hadi bakalım
  • Aile ile vedalaş.
  • Arkadaşlar ile vedalaş
  • Lan orda ortam nasıldır ki. Ya sevmezlerse seni

Napıyorum ya ben? Ben nasıl 4 ay ayrı kalıcam buralardan. Her şeyi geç 4 ay çok uzun bir süre değil mi? ne yapıcam ben oralarda? Merhaba panik atak.

[Flash 9 is required to listen to audio.]
23 oynatma

felismusic:

  • Bir dizi jenereği olarak tanıdım bu şarkıyı. Dizinin güzelliğinden miydi neydi dilime çok takıldı, çok da sevdim
  • Sonra manalı geldi sözleri.

Along time ago, we used to be friends.

Bu söz öbeğini bir venn şemasının adı yaparsak her geçen gün o kümenin eleman sayısında bir artış oluyor.

Along time ago, a summer ago, a semester ago… zaman zarfı değişiyor sadece.

Kendimize sorduğumuz sorular ve verdiğimiz yanıtlar var bir yanda.

Diğer yanda sosyal kaygılar, etiketler, kalıplar.

İki bambaşkalık, iki iç içe geçmişlik.

Bu gecelerin karmaşası bu.

İyi geceler, uykular.

Hepsi hepsi hikaye nasıl olsa

İçimizdeki en bitmemiş hikayeyi seçeriz ve onu mazoşit duyguların esaretinde tekrar tekrar yaşamak isteriz. “Yeni”den korkarız bu süreçte. Çünkü, “yeni” eski hikayeyi şutlayabilir, öldürebilir ve hatta silebilir.

Yaraların kabuğunu yolmak gibidir eski hikaye. Derideki karartı rahatsız eder, yoldukça da daha derin bir iz bırakır. Kanar daha fazla, sırf sen yoldun diye derinleşen o iz, seninle beraber gelir bütün süregelen yıllara. Bir kıymık batmasını kağıt kesiğine onu bir bıçak yarasına sen çevirirsin. 

Zamanın birinde öyle pek de güzel olmayan bir ülkede, prenseslikle uzaktan yakından alakası olmayan ama yeri gelince nasıl davranmasını az çok bilen bir kız varmış. Ailesinin uzun yıllar uğraşlarından sonra dünyaya geldiği için gözbebekleriymiş o kız. Hep en iyisini istemiş ailesi onun için. Yanlış insanlarla karşılaşmasın kızları diye dua etmişler her gece. Kız şanslarına şımaramayan cinstenmiş, her insanı anne-babası gibi böyle sanmış. Ona böylesi normalmiş. Sonra o pek güzel olmayan ülkenin pek de matah olmayan bir okulunda bulmuş kız kendini. İnsanlar kızın o zamana dek bildiğinin karşıtıymış. Küçük yaşların, küçük kalplerin kötülükle, kinle dolu olduğu o yerde kızın ilk gençliği yalnızlığı çözümlemekle geçmiş. Sonra kendisine yine kendi kafasında benzettiği arkadaşlar edinmiş. Sözüm ona arkadaşlıklarının bir yerlerinde bir hata olduğunu sezsede ses etmemiş. Sonra hep kafasında bir ideali yaratıp yaşamayı hayal etmiş. Mezun olmuş, kendini çok büyük sandığı o günlerde ilk hayallerinin temellerini atmış. Salak mıymış bu kız? İnsan doğasına, fizyolojisine bu kadar kafası basarken nasıl bu kadar kör olabilmiş değil mi? Masal bu ya çok önceden kurduğu hayali öylesine yoğun işlemiş ki pek göremez olmuş. Zihninin bütün enerjisini o hayale harcamış. Gün gelmiş, hayaline harcadığı enerjiyi harcayamaz olmuş ve o gün perdenin en ötesini görmüş ve… Devamını beklemiş.

prettygirlfood:

The Baked Potato Grilled Cheese

  • 2-3 Strips of Bacon
  • 1 Potato
  • 2 tbsp of Sour Cream
  • Cheddar Cheese
  • Green Onions/Chives
  • 2 Slices of Bread
  • Butter
  • Canola Oil
  • Garlic Powder
  • Salt & Pepper

To start things off, get a pan on medium heat with enough canola oil to lightly cover the bottom (you could also use olive oil or butter). Cut your potato into even slices, you will need 4-5 slices for the sandwich, then place them in your pan, cooking each side until browned and crispy.

While cooking, salt and pepper the potatoes to taste (they don’t have to be too salty as the bacon with help with the saltiness as well) and sprinkle a light pinch of garlic powder. In another pan cook your bacon on medium heat to desired tenderness (I liked mine crispy for this sandwich!).

While everything is cooking, slice your bread (use some crusty bread like french or sourdough if you have it), and generously butter the outside of each piece. On the inside, put about 1 tablespoon of sour cream on each slice as well as slices of cheddar cheese on each side. Once your potatoes and bacon are finished frying, dab them on paper towel to remove some grease, then fan the potatoes out on your bottom slice of bread, put a little more sour cream on top of the potatoes if you desire (I did to help the bacon and chives stick in the sandwich). Slice up one green onion stalk and spread it on top of the potatoes along with the bacon. Place your other slice of cheese on top of all of this and top with your bread!

Now just grill the sandwich in a pan on medium heat until each side becomes golden brown. Once this is done, dig in and ENJOY!

bir yemek resmi insanı aklından yoksun bırakabilir mi?

(m0iety gönderdi)

Bazı hayaller var, hiç gerçekleşmeyecek biliyorsun ama gerçekleşmiyor diye üzülüyorsun.

Öylesi işte benimkilerin hepsi. Sonra mutsuzluğumu bir yere bağlamaya çalışıyorum. Zaten hepsi sebepsiz.

Gelecek kaygısını al şimdi, gelecek heycanına kat. Öyle sürükleniyor artık hayatım. 

Enerjisi, umudu, sevinci, hüznü… Hepsi her saniye biraz daha yaklaşan o “gelecek” hakkında biraz daha heyecan uyandırıyor. Bugünlerin garip burukluklarına, saçmalıklarına, aptallıklarına katlanma güüc veriyor.